Gündem
Fon krizinde şeffaflık ve denetim çağrısı: özel sektör tahvillerinde risk büyüyor
Kısaca
Altı aylık tasfiye süreci; yıllık getiriler yüzde binleri ile yüzde on binleri aralığına ulaştığı iddiaları. Bilgi kargaşasının yatırımcı güvenini zedelediği ve mevcut kuralların uygulanamadığı konularının belirginleşmesi. Risk yönetiminin güçlendirilmesi ve düzenli açıklamalar ile uygulamanın önceliğinin artırılması
Ana mesele
Tasfiye sürecinin şeffaf, adil ve hukuka uygun yürütülmesi için iletişim ve uygulama güvenceye alınmalı.
Ne değişti?
Mevzuat uygulamaları kadar uygulanması da belirleyici olacak; risk yönetimi önleyici adımları güçlenmeli.
Beni nasıl etkiler?
Yatırımcı güveni ve piyasaların istikrarı üzerinde doğrudan etkilenebilir.
Ne oldu?
Fon krizinde tasfiye süreci ve şeffaflık/denetim talepleri öne çıktı; bazı fonlarda ana para iadeleri gündeme geldi.
Neden şimdi?
İlgili açıklamaların parçalı verilmesi yerine düzenli iletişim talebi arttı; uygulanmayan mevcut kurallar eleştiri konusu oldu.
Neden önemli?
Yatırımcı güveni ve finansal sistemin istikrarı için şeffaflık ile uygulanabilir denetimin kritik olduğu vurgulanıyor.
Kimler etkileniyor?
- Yatırımcılar
- Fon yöneticileri
- Piyasalar
- Regülatörler
Sektör ve piyasa etkisi
Risk yönetimi eksikliklerinin piyasa likiditesi ve fon performansları üzerinde baskı oluşturması bekleniyor
Riskler
- İletişim kargaşasının sürmesi
- Denetimlerin etkili uygulanmaması
- Yatırımcı güveninin sarsılması
Takip edilmesi gerekenler
- Tasfiye sürecinin açıklıkla yürütülmesi
- Düzenleyici adımların uygulama güvenceye alınması
- Karar verici iletişim süreçlerinin tek bir ekip üzerinden yürütülmesi
Haberin tamamı
Türkiye'de fon yönetimi ve risk yönetimi alanında uzun yıllardır çalışan Prof. Dr. Evren Bolgün, mevcut krizin finansal piyasalarda geçmişte yaşanan Banker Kastelli, 1994 ve 2001 krizleri ile kripto para ve Çiftlik Bank örneklerinden tamamen bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Tasfiye kapsamındaki bazı fonlarda ana para iadelerinin başladığını belirten Bolgün, para piyasası fonlarında şu aşamada büyük bir kayıp görünmediğini ancak hisse yoğun ve serbest fonlarda esas kritik sürecin henüz tamamlanmadığını ifade etti.
Bolgün'e göre bundan sonraki önemli konu, geçmişe ne kadar gidileceği, hangi kazançların geri alınacağı ve yatırımcıya hangi yöntemle ödeme yapılacağının belirlenmesi olacak.
Fon krizinin Türk sermaye piyasaları açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Bolgün, tasfiye sürecinin “şeffaf, adil ve hukuka uygun” biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Kamuoyuna farklı kanallardan parça parça bilgi verilmesi yerine yetkili bir ekip tarafından düzenli açıklama yapılması gerektiğini ifade eden Bolgün, bilgi kargaşasının yatırımcı güvenini daha fazla zedelediğine dikkat çekti.
Yaklaşık altı aylık tasfiye döneminin iyi kullanılması gerektiğini belirten Bolgün, yatırımcıların aldıkları risk ölçüsünde sonuçlarla karşılaşmasının finans sisteminin temel prensiplerinden biri olduğunu vurguladı.
Sermaye piyasası mevzuatında manipülasyon ve içeriden öğrenenlerin ticareti gibi konulara ilişkin düzenlemelerin zaten bulunduğunu belirten Bolgün, asıl problemin mevcut kuralların zamanında ve etkin biçimde uygulanmaması olduğunu söyledi.
Aşırı fiyat hareketlerine ilişkin uyarıların yeni olmadığını belirten Bolgün, bazı yatırım fonlarında yıllık yüzde binleri hatta yüzde on binleri bulan getirilerin gerçekçiliğini yaklaşık iki yıl önce de sorguladığını hatırlattı.
Sürecin ancak uluslararası endeks sağlayıcılarının uyarılarının ardından hızlanmasına da dikkat çeken Bolgün, bundan sonraki dönemde mevzuat kadar uygulamanın da belirleyici olacağını ifade etti.
Yaşananların tekrar etmemesi için en önemli unsurlardan birinin risk yönetimi olduğunu belirten Bolgün, risk yönetiminin sorun ortaya çıkmadan önce harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
Denetim ve teftişin ise geçmişe bakarak yapılan hataları ortaya çıkardığını belirten Bolgün, bu iki mekanizmanın birlikte ve koordineli çalışması gerektiğini ifade etti.
Türkiye'nin bankacılık sisteminde özellikle 2001 sonrasında risk yönetimi konusunda önemli mesafe aldığını ancak sermaye piyasalarında aynı seviyeye ulaşılamadığının son krizle ortaya çıktığını söyledi.
Yeni düzenlemeler hazırlanmasının tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Bolgün, esas konunun kuralların kalıcı ve tavizsiz biçimde uygulanması olduğunu belirtti.
Türkiye finans sisteminin uzun yıllardır bankacılık ağırlıklı ilerlediğini hatırlatan Bolgün, sermaye piyasalarının büyütülmesi gerektiğini ancak yaşanan güven kaybının bu süreci zorlaştırdığını söyledi.
Bolgün, “Güven maalesef hayatta tek kullanımlık oluyor” diyerek kaybedilen güvenin yeniden oluşturulmasının uzun zaman aldığını ifade etti.
Programın küresel piyasa bölümünde ABD tahvil faizlerindeki yükseliş ve teknoloji şirketlerinin yüksek değerlemeleri değerlendirildi.
Bolgün, ABD'nin 10 yıllık tahvil faizlerinin yükselmesinin şirketlerin sermaye maliyetini artırdığını, bunun özellikle milyarlarca dolarlık yatırım planlayan yapay zeka ve teknoloji şirketleri açısından önemli bir risk oluşturduğunu söyledi.
Yapay zeka ekosistemindeki şirketlerin birbirleriyle finansman, çip üretimi ve teknoloji yatırımları üzerinden güçlü biçimde bağlantılı olduğuna dikkat çeken Bolgün, yüksek faiz ortamının bu şirketlerin değerlemelerinde baskı yaratabileceğini belirtti.
Bolgün, yapay zeka yatırımlarında teknolojik dönüşümün devam edeceğini ancak finansman maliyetinin giderek daha önemli hale geldiğini söyledi.
Önümüzdeki yıllarda yapay zeka yatırımları için trilyonlarca dolarlık finansmana ihtiyaç duyulabileceğini belirten Bolgün, tahvil faizlerinin yüzde 5,5-6 seviyelerine yönelmesi halinde yüksek büyüme beklentisiyle oluşan şirket değerlemelerinin test edilebileceğini ifade etti.
Teknoloji tarafındaki inovasyon hikayesinin bitmediğini ancak piyasa değerlemelerinin reel gelir ve kârlılığın çok önüne geçmesinin risk oluşturduğunu vurguladı.
Altına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bolgün, jeopolitik risklere rağmen ABD faizlerindeki yükselişin değerli metal üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi.
ABD'de enflasyon gerilemeden ve faiz artışı beklentileri zayıflamadan altında geçmiş yıllarda görülen yüzde 20-40'lık güçlü yükseliş trendlerinin yeniden oluşmasının zor olduğunu ifade etti.
Önümüzdeki yaza kadar ABD'de faiz artırım beklentisinin güçlü kalabileceğini belirten Bolgün, bu nedenle kısa vadede altına yönelik daha temkinli bir görünüm çizdi.
Programın önemli başlıklarından biri de para piyasası fonlarından yaşanan çıkışın özel sektör tahvillerine etkisi oldu.
Bolgün, para piyasası fonlarının büyüklüğünün yaklaşık 2,2 trilyon liradan 1,6 trilyon liraya gerilediğini ve yaklaşık 600 milyar liralık bir küçülme yaşandığını söyledi.
Fonlardan çıkan paranın önemli bölümünün banka mevduatına, bir kısmının ise dövize yöneldiğini belirten Bolgün, bu durumun özel sektör borçlanma araçlarına yönelik talebi azaltabileceğine dikkat çekti.
Para piyasası fonlarının şirketlerin tahvil ve bono ihraçlarında önemli alıcılardan biri olduğunu belirten Bolgün, fon sektöründeki küçülmenin özel sektörün refinansman imkanlarını zorlaştırabileceğini söyledi.
Fon büyüklüğünün daha da gerilemesi halinde tahvil ihraçlarının sürdürülebilirliğinin ve vadesi gelen ana para ile faiz ödemelerinin daha fazla önem kazanacağına dikkat çekti.
Bolgün, fon piyasasında başlayan problemin özel sektör borçlanma piyasasına yayılmaması için krizin hızlı şekilde çözülmesi ve uygulanabilir düzenlemelerle güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.
Kaynaklar
Fon krizinde şeffaflık ve denetim çağrısı: özel sektör tahvillerinde risk büyüyor · Mercek akışına dön