Gündem

Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırmak için sanayi alanlarının yayılımı ve Gebze merkezli ekosistemün güçlendirilmesi

Kısaca

Gebze’nin megaintegrasyon potansiyeli ve yıllık 35 milyar dolarlık ihracat ön planda sanayi alanlarının ülke genelinde dengeli yayılması gerektiği vurgulanıyor potansiyel politika ve yatırım yönleriyle piyasa etkisi izlenecek

Ana mesele

Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırmanın yolu, sanayi alanlarının ülke genelinde dengeli yayılması ve Gebze gibi megaintegrasyon bölgelerinin güçlendirilmesidir

Ne değişti?

Güçlü altyapı ve dengeli sanayi dağılımı ihtiyacı, Gebze merkezi ön plana çıkarıyor

Beni nasıl etkiler?

Türkiye’nin ihracat ve üretim kapasitesi güçlenebilir

Ne oldu?

Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırmak için sanayi alanlarının yayılması gerektiği vurgulanıyor.

Neden şimdi?

Erken sanayisizleşme tehdidi ve küresel çevresel odaklar nedeniyle sanayinin dengeli dağılımı kritik hale geldi.

Neden önemli?

Sanayi altyapısı ve ekosistemler güçlendirilirse ihracat artışına ve üretim verimliliğine katkı sağlar.

Kimler etkileniyor?

  • Sanayi işletmeleri
  • İhracatçı firmalar

Sektör ve piyasa etkisi

Sanayi alanlarındaki genişleme, üretim ve lojistik maliyetleri etkileyebilir

Riskler

  • Altyapı kapasitesi yetersiz kalabilir
  • yatırım maliyeti yüksek olabilir
  • dış tehditler nedeniyle planlar ertelenebilir

Takip edilmesi gerekenler

  • Gebze’nin altyapı yatırımları
  • sanayi alanı payının artışı
  • ihracat rakamları ve üretim verimliliği göstergeleri

Haberin tamamı

<p><strong>Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırması için fason üretimden markalaşmaya, ithal enerji bağımlılığından yüksek katma değerli teknoloji üretimine geçmesi gerek. Sanayi alanlarının artırılması ve üretimin ülke geneline dengeli yayılması önemli, kimsenin yapamadığı ya da dünyanın size bağlı olduğu bir ürün üretmeliyiz. Bunun için girişimciliğin desteklenmesi, teşviklerin verimli kullanılması ve yerli üreticinin korunması gerekiyor.</strong></p>

<p>Bir yanda ‘erken sanayisizleşme’ tehlikesi, diğer yanda Çin faktörünün yanı sıra yerine konulamayacak ‘çevre’nin kaybından doğan yeni küresel zorunluluklar. Bir yanda da İstanbul gibi bir metropolde altyapısız fabrikalarda yüzlerce işçiye yağmur sonrası onlarca saat mahsur kalmayı daha büyük bir trajediye dönüşmeden yaşatan üretim iklimi gerçeği. Avrupa’da planlı sanayi alanlarının toplam alanlar içindeki payı yüzde 4,8 iken bizde yüzde 0,34. Demek ki işin başındayız. Sanayi alanları içinde ‘mega’ özellikli olup, lojistikten, ar-ge’ye, insan kaynağından teknolojik birikime imkanlar sunan bir ekosistem olarak düşünüldüğünde muhtemelen Gebze en önlerde.</p>

<p>130 bin çalışanın sağlıklı koşullarda üretim yapabildiği 10 organize sanayi bölgesi, binlerce üretici, limanlar, serbest bölge, demiryolu, havalimanı, üniversitesi, teknokenti ile gıpta edilecek bir altyapıya sahip bir mega endüstri bölgesi.</p>

<p>Neyi, nasıl yapmak gerekli? En gelişmiş ekosistemin yönetiminde rolü olan Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş sanayisizleşme tehlikesinin altını çizerken, bir yandan sanayinin dengeli bir şekilde yurt sathına yayılması gerekliliğine, sanayileşme adına Gebze’de bu altyapının bile gelecekte yetmeyeceğine vurgu yapıyor. Bu nedenle yüzde 2,8’lik sanayi alanı payına sahip Kocaeli içinde çok daha önlerde olan Gebze’nin sanayi alanlarının daha da artırılması, hatta katlanması gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Yıllık 35 milyar dolarlık ihracat, en büyük üretici ve ihracatçılar içinde 70’e yakın firma, Gebze’nin endüstriyel yaşamı ve vizyonunu da küresel kılıyor.</p>

<p>Abdurrahman Aslantaş verimlilik ve sonuç odaklı bir mühendislik yaklaşımı ile sorunları, riskleri, tehditleri, fırsatları, yetenekleri anlatırken, bir ucu en çok 100 yılık bir üretim birikimine, diğer uçları AB ve ABD’den, Çin’e kadar uzanan değerlendirmeler yapıyor.</p>

<p>“Çıkış için ne yapmalı?” sorusuna; “Markalaşma konusunda sıkıntılarımız var. Fason üretici konumundan çıkıp, marka üreten bir sanayi sistemini yaygınlaştırabilsek, krizlerden en az etkilenen toplum olacağız.” yanıtını veriyor.</p>

<p>“Başarı için daha fazlası mümkün mü?” arayışına iki alternatifli çözüm yolu öneriyor: “Modelimiz ithal girdiye bağımlı. Katkılarla ihraç ediyoruz. Bu noktada kendimize yetebiliriz. Hatta artıya geçebiliriz. Ancak bunun için ithal enerjiye para vermeyip, kendimiz üretmemiz gerekiyor.</p>

<p>Bir başka çıkış yolu katma değeri çok çok yüksek bir ürün üretmek. Yani kimsenin yapamadığı bir ürün olabilir ya da dünyanın size bağlı olduğu bir ürün… Nadir elementlere, çip üretimine bu şekilde bakmalıyız.”</p>

<p>Devamında ithalatı cazip olmaktan çıkarıp üretimi ve ihracatı teşvik edecek bir şeyler yapmak gerekliliğine dikkat çekerek, bunları yapamadığımız takdirde; “Eğer artıya geçemezsek borç sarmalıyla ömrümüzü bitireceğiz gibi gözüküyor.” diyerek ve de bu durumda , ‘finansmana erişim sorununun her zaman yakıcılığı koruyacağına’ işaret ederek bu faslı bitiriyor.</p>

<p>‘Sorunlar’ belli ve ‘istikrardaki dalgalanma’ ile kendini gösteren kronik sorunlar… “Uzun süren bir durgunluk ve belirsizlik içinde, daralma dönemindeyiz. Üstelik dünya dönüşüyor, ulusalcılık, korumacılık ön plana çıkıyor. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti tarihinin işçilik birim fiyatlarının toplam ciroya oranının en yüksek olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Yani yüzde 12-15'lerde olan oran, şu anda 35-40'lara gelmiş durumda. Bu bizim rekabet gücümüzü kaybettiğimiz anlamına gelir. Biz bu saatten sonra emek yoğun işlerle Avrupa'ya mal satamayız.</p>

<p>Üstelik Türkiye her yıl ortalama 70-100 milyar dolar arası bir açık veriyor. Bunun da temel sebebi aslında enerji bağımlılığı. Bizim üretim maliyetlerimizi artıran bir başka temel sebep.”</p>

<p>Bize rekabet avantajı sağlayan yetenekler için neler söylenebilir? “Aslında toplum olarak yani biz krizlerden, sıkıntılardan çok daha kolay sıyrılabilme ya da pozisyon alabilme ya da çözüm üretebilme kültürüne sahibiz. Enflasyonun yüzde 100'leri geçtiği, faizlerin binleri gördüğü dönemlerde bile ufak bir sendelenmeden sonra tekrar yolumuza girebilmeyi tecrübe ettik. Fakat bu enerjideki ya da kritik hammaddelerindeki dışa bağımlılığımız, finansal anlamda da güçsüz olmamıza sebep oluyor.</p>

<p>Girişimcilik iklimi nasıl?: “Girişimcilik işin özü. Girişimci olacak ki yeni projeler yapılabilsin. Devletin ciddi teşvikleri var. İşte URGE yapıyoruz. Sektörel tecrübeyi paylaşmak, verimliliği yakalayabilmek, hatta networkü bile paylaşarak firmaları öne çıkarma şansı yaratıyoruz.</p>

<p>Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi: “Benim bir fikrim var, projem var” diyeni dinleyen, projesini ticarileştiren bir sistemi geliştirmeliyiz. Bugün Bilişim Vadisi'nde olan da ona benzer bir şey. Melek yatırımcı olsun, girişimcilik fonları olsun. Bunlarla muazzam cevherimizi ortaya çıkarıp desteklemek zorundayız. Bu nedenle Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi kurmak istiyoruz.</p>

<p>Dünyayı yakalamak mümkün mü?: “Aslında bugüne kadar yapılan hep mevcudu, olanı biteni takip etmek idi. Ve siz bir seviyeye geldiğinizde, başkaları o seviyenin birkaç kat üstü seviyelere ulaşmış oluyordu. Bu takibe ne ömrünüz, ne bütçeniz yetiyordu. Artık devlet ve de özel sektör bunu anladı, öne geçme iradesi oluştu. Türkiye hem yetişmiş insan kaynağıyla hem şirketlerin ulaşmış olduğu know how ile ciddi bir ivme yakalamış durumda.</p>

Haberin tamamı için kaynak bağlantısını ziyaret edin.

Kaynaklar

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir.

Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırmak için sanayi alanlarının yayılımı ve Gebze merkezli ekosistemün güçlendirilmesi · Mercek akışına dön